En son kaldığımız yerden yola devam edelim; geçen sayımızda Kuş Cennetinde kuş gözlemlemiş, utanmadan fotoğraflarını bile çekmiştik. Tekrar yola çıkarken aklımıza kuş cennetine yaklaşırken gördüğümüz şu tabela takıldı: Değil Nallıhan’ın, tanıtım levhasının bile bu kadar reklamının yapıldığı bir coğrafyada Nallıhan’ı es geçmek olmaz. Nitekim, kuş cennetinin çıkışında bahsi geçen meşhur tabelayı görecek, Nallıhan ziyaretinize ilişkin stratejik planınızı levha üzerinden yapabileceksiniz. Nallıhan civarında görülesi gölet, yayla, cami, türbe ne varsa haritaya işlenmiş; hatta hayırsever bir vatandaş BİM marketi de levhaya işaretlemeyi unutmamış: Benim tecrübelerim, bu gibi görülesi yerlerin yolu izi olmayan, pek kolay bulunamayan köşelerde olduğunu göstermektedir. Yine de söz konusu beldeler ve bu beldelerin tanıtım broşürleri, medar-ı iftiharları olan bu gibi şelale, yayla, vadi, tarihi eser gibi yerleri ille de görmemiz konusunda ısrar etmektedir. Benim şahsen yaşadığım Akçakoca yakınları...
“Eli, Eli, lama sabachthani?” veya “My God, my God, why hast thou forsaken me?” ya da Türkçe çevirisiyle “Tanrım, tanrım, beni niye terk ettin?” çığlığı, Hristiyanlık hakkında az biraz bilgisi olan her dünya vatandaşının kulağına çalınmış meşhur bir incil ayetidir. Dünyanın en meşhur hayat hikayelerindendir; “gerçek Yahudilik bu değil” diyerek büyük bir mesihlik ve reformasyon mücadelesine giren İsa (evet, İsa Yahudidir, hayatının hiçbir döneminde Hristiyan olmamıştır, ama sakın bunu Hristiyanlara söylemeyin), büyük Yahudi tapınağına ayakkabılarıyla girmiş, ortalığı bir birine katmış, diğer Yahudi din adamlarının şikayeti üzerine tutuklanmış, Roma valisi tarafından bölücülük ve dini değerleri tahkir vesaire suçlarından idama mahkum edilerek çarmıha gerilmiştir. (İsa’nın son günlerini en iyi anlatan sanat eseri, Tim Rice ve Andrew Lloyd Weber’in Jesus Christ Superstar rock operasıdır, çok ciddiyim) İsa'nın son günlerini Jesus Christ Superstar Rock Operası'ndan dinleyin, Life of ...
Şikago’nun alamet-i farikası gökdelenler arasında boynumuz tutulana kadar dolaştıktan sonra biraz nefes almak, çimlere, çayıra yayılabilmek ve şehre “geniş açı”dan bakabilmek için Şikago Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nün marifetlerine doğru yönelelim. İlk durağımız, Şikago şehir merkezinin Michigan Gölü kıyısı ile arasında tampon oluşturan parklar silsilesinin en son inşa edilen, popüler ve prestijli üyesi Milenyum Park. Adından da anlaşılacağı üzere, 2000 yılına yetiştirilmesi düşünülen parkın inşası 4-5 yıl gecikmiş, tahmini maliyet 3 katına çıkmış ama sonunda Şikagoluların sevgilisi olmuş. Parka kuzeyden daldığımda ilk dikkatimi çeken yapı, Jay Pritzker açık hava konser anfisi oldu. 11,000 kişi kapasiteli olduğu söylenen fütüristik konser alanı, çelik kemerlerden oluşan baklava çatısı ile dikkat çekiyor. Tasarımını son yılların büyük mimarlarından Frank Gehry’nin yaptığı bu alanda yaz aylarında çok güzel konserler oluyormuş; biz sezon öncesi gittiğimiz için ...
Yorumlar