80’li yıllarda TRT’de oynayan, Halikarnas Balıkçısı’nın eserlerinden uyarlanmış bir yerli dizi vardı; ismini hatırlayamadım, ama Parmak Damgası olabilir. Küçük bir balıkçı kasabasında hayatın zorluklarını ve bir aşk hikayesini anlatan dizide siyahlara bürünmüş, kayışı koparmış bir kadıncağız vardı. Aliye Rona’nın canlandırdığı bu karakterin oğlu ya da kocası denize açılmış ve geri dönmemişti sanırım… Kadın da her daim sarp kayalıklara tırmanır, denize açılan her teknenin arkasından “DENİZCİLEEEER, KARA BAHTLI DENİZCİLEEEER” diye çemkirirdi. Yahu, zaten küçücük çocuğum, kadının bu bağırışı bende öyle bir travma yaratırdı ki gece kabuslardan kabus beğenirdim. Dizinin üzerinden 40 yıl geçti, hala kulağımda çınlıyor Allah inandırsın. İlahi TRT, dönemin kült korku filmlerinden Exorcist veya Poltergeist yayınlasan çocuklarda böyle tahribat yaratmazdı. Aliye Rona’nın etkileyici oyunculuğuna da şapka çıkaralım tabii… Dizideki karakterin esinlenildiği kahraman, Halikarnas Balıkçısı’nın “A...
Fransızcadan Türkçeye geçen mimarlık/şehircilik terimleri ile ilgili her daim “sağır duymaz uydurur” durumundayız. Örneğin, “zemin altı” diye güzelce çevrilebilecek “sous bassement” terimi bizde su basmanı olup çıkmıştır. Genelde bitmek bilmeyen inşaatlarda temel atılıp öylece bırakıldığı için ilk yağmurda çukuru su basar falan, bunu gören milletimiz de zemine kadar yapılan inşaat faaliyetlerine su basman diyerek çözümü bulmuştur; hatta amele milletine sorsak Fransızcaya bizden geçtiğini iddia edebilirler. Bir de yine Fransızlardan aldığımız “regard” yani rögar var ki, o da zamanla logar olup çıkmıştır. Koskoca metal kapağı nasıl oldu da Cem Yılmaz’ın filmindeki uzay gemisi kaptanı ile özdeşleştirdik bilmiyorum; ama kelimenin kullanımındaki özensizlik rögar kapaklarının tasarım ve imalatına da yansımış. Bizi kıskanan gavur memleketlere gittiğinizde, sokaklardaki rögar kapaklarının şehrin tarihini, kimliğini, sembollerini yansıtan bir özenle tasarlandığını görebilirsiniz. Ben de...
Yorumlar